Sabah oluyordu, kalktı kız. Pek bir şey yapmak gelmiyordu içinden. Yine bir umutsuzluk, korku çekmişti üzerine. Yanında yatan adamın nefes alıp verişini dinledi, güven verdi bu ona. Adamın yüzünün şafak sökerken maviliğindeki rengini izledi. Sonra o umutsuzluk dalgası gitti birazcık. Bir sigara yaktı, sabah olduğunu düşünüp –tekrar- kederlendi biraz, oldum olası sevmezdi sabahları. Bunalırdı hep. Çevresindeki kimse anlam veremezdi böyle hissetmesine kızın. Bilmezlerdi ama kız hiç engelleyememişti bu hissi. Işık yakardı canını. Dayanamazdı bu kadar aydınlığa. Karanlıktı hep istediği. Epeydir yazmadığını düşündü. Herhalde pek mutsuz olmadığımdan dedi içinden. Tam bu anda biri çıkıp ‘‘Mutluluğu böyle garip mi yaşıyorsun sen?’’ dese, bir şey diyemezdi herhalde. Sigaranın yarısına geldiğinde sevdiği adama arkasını döndüğünü fark etti ve utandı kendinden. Uyuyakalmış olmalıydı bir de, bu da utanç verdi ona biraz. Uyanık kalacağına söz vermişti kendine hâlbuki. ‘‘Uykuyu benden daha çok seviyorsun’’ derdi adam ona hep şakayla karışık. Kız bu bayat cümleye verecek bir cevap bulamaz, garip garip bakardı öyle. Yine adamın deyimiyle. Bu uykuyu sevme hali geceleri sevmesiyle tezat oluşturuyordu tabi bir de. Kalktı pencereyi açtı. Hep yaşamak istedikleri – ve artık yaşadıkları- boş Cihangir’e baktı. Sigarası bitti, bir tane daha yaktı. Oldum olası art arda içerdi sigarayı. Onun bu özelliğinden yakınan dostu, en yakın dostu geldi aklına. Gülümsedi. Şimdi kim bilir neredeydi. Mutludur diye düşündü. O da sevdiği adamlaydı. Bundan büyük mutluluk ne olabilirdi ki? Arkasını döndü, sırtını Cihangir’e verdi. Aynı anda bir çift göz de ona döndü. Bir süre bakıştılar öylece. Sonra söndürüp sigarasını, girdi yine adamın koynuna. O sonsuz mutluluk ve güven duygusuna daldı yine. Salt sevgiyle.

4 notes   |   Reblog